Sunday, 13 July 2008

KONSOLOS GİREMEZ!

Konsolosluk dediğin ne işe yarar?

Ülkeler arası iletişim falan, tamam da peki ya bu vize bölümü?!

Ne bu afra-tafra arkadaşım?! Hayır, kimin ülkesinde kime artistlik yapıyosun? Bu kasılmalar falan ne oluyo? Yok illa randevu alcan, randevu alırken bi ton para bayılcan. Randevusuz sıçmaya bile gitmiyoruz kusura bakma...

Ha o da yetmicek, içerde biraz daha söğüşlicez! Parayı peşin alcaz ama vize için de söz vermicez. Vermezsek vermeyiz! Vize bizim değil mi?!

İnsanız hepimiz şurda! Ne bu böyle robot gibi?! Saatlerce beklemişim ben orada kimsenin sırasını almamak için, herkes gitmiş, bi ben kalmışım, mesai saatinin bitimine daha var, boşsun işte! Niye zora koşuyorsun yani beni? Nasıl olsa alacaksın yani şu evrakları, herşey hazır işte!
Bir kere senin işin vize vermek değil mi? Vermemek için bu kadar kasmak niye?! Yok kapısından sokmaz, yok camından baktırmaz, karın üstünde dışarda bekletir, istisna yapamayız kimseye vs vs...

Sanırsın cennetin kapılarını kolluyor pezevenkler! Tek tek günahlarını sayıyorlar, ona göre verecekler vizeni. O derece tanrısal bir hava. Camekanın arkasında öyle bir hali var ki, sanırsın bulutun üstünde oturmuş, öyle konuşuyor! O, o taraftan konuşuyo, ses arkandan falan geliyo. Mikrofon ve kolon sistemi heryerde. Diyor ki, “Ben izin vermeden, senin sesin bile bu tarafa geçemez...” Bir üstünlük taslama çabası, bir ukalalık! Neticesinde bir devlet dairesi...

Nefret ediyorum! Aslında hiç bi bok olmayan insanların, bir camekanın arkasında kendilerine verilmiş dengesiz güçler sonucunda laftan anlamaz bir robota dönüşmelerinden ve benim bu insan demeye içimin el vermediği yaşam formuna bağımlı olmamdan nefret ediyorum!

Yahu altı üstü Avrupa'ya gideceğiz! Nedir bu kadar prosedür, bana bu kadar para harcatma isteği? “Avrupa, aç koynunu ben geldim!” Budur yani bence...

Kuzenden davetiye iste, 25 euro. Orjinali olcak, posta parası. Randevu al. Randevular otomatik hattan alınıyor, çok kolay. Ancak dakikası 1 pound. Hatta da bir kadın var, söylenebilecek her ayrıntıyı söylüyor, susmak bilmiyor! 6-7 pound da oraya gitsin. (Yanlışlıkla cep telefonundan ara benim gibi, 13 pound!) Vize ücreti, 45 pound! Üstelik öyle bir seferlik değil. Her başvurunda ödeyeceksin! Uzun dönem ver o zaman? Yoook!.. Konsolosluk Londra'da, bizzat başvurmak zorundasın. Otobüse 5, trene 6,85 pound. Bir de Londra içi seyahat var... 1 gününü bu işe harcamanı ve yemek paranı falan da siktir ettim hadi...

Her gelene vize versinler demiyorum. Vizesiz gidicem de demiyorum. Zaten herşeyi harfiyen uygulayan ve statüm açısından hiç bir sorun teşkil etmeyen bir insan olarak bu kadar zorlanmama bir anlam veremiyorum! Vize almanın en zorlu olduğu ülkeden 2 senelik vizem var. Daha 2 ay önce alınmış bir Schengen vizem de var. İş verenimden mektupta da belirtildiği gibi tek derdim seyahat etmek. Belli ki gideceğim ve döneceğim. Sen ne yaptığını sanıyorsun ki şimdi?!

26 Mart'ta bu yazının ilk versiyonunu yazdığımda yayınlamamıştım. 26 Mart'ta İsveç konsolosluğunun kapısından dönmüştüm fakat tatilimden 4 gün önceye randevu vermelerine rağmen 03 Nisan'da başvurumu alıp, 2 saatte de vermişlerdi vizemi. Ben de onun üzerine “çok mu abarttım acaba lan?” demiş, salgıladığım mutluluk hormonuyla başka bir yazı yazmıştım “Tehlike Anında Düğmeyi Çeviriniz” başlıklı. Her zamanki gibi biraz kendimle çelişicem ama bu sefer ilk başarısızlıktan sonra yaptığım çizimi, düğmeyi ve yazıyı düşündüm. Telaşa vermedim, sakin sakin başka bir yol aradım ve buldum! Perşembe de gittim uyguladım. Gel gör ki, ilk yazım haklı olduğu kadar, bu yazı da haklı! Çünkü camekanın arkasındaki paranoyak teyze, gayet gerçek olan tatil planıma inanmadı! Sırf bu sebeple de, başvurumu kabul etmedi. Bu onun elinde! Kim olarak?!


“Tehlike Anında Düğmeyi Çeviriniz” doğru olabilir ancak bu yazı da bir o kadar gerçek! 2 kere red aldığım Kanada Konsolosluğu (sonuçta vize bölümündeki kadının bir ajanstan para aldığı ve bu sebeple başkasına vize vermediği ve yakalandığı söylendi bana ajansımdan), içeriye girene kadar canımın burnumdan geldiği Ankara'daki İngiliz Konsolosluğu, Londra'daki İsveç Konsolosluğu (gene de en sorunsuz olanı orasıdır), 2 ay sonrasına randevu veren Alman Konsolosluğu ve sudan sebeplerle başvurumu kabul etmeyen Polonya Konsolosluğu tecrübelerinin bileşimi olarak bu yazıyı yayınlama kararı aldım. 24 Temmuz için tatil planı yapan ben, Polonya Konsolosluğu sayesinde vizesiz, başvurusuz ve çaresizim!..

En çok koyan da, orada oturmuş birisinin, “Tamam geç!” demediği için, gitmek istediğim yere gidememem! Bu şekilde bir bağımlılık göstermem!..

Gidip bir ada satın alacağım! İçeride herşey beleş! Vize falan da yok! Herkese giriş serbest! Sorgu, sual, kimsin, kimlerdensin yok. Geldin mi? Başımın üstünde yerin var! Giriş ücreti de olmayacak! Saat başı da tekne olsun! Herkese serbest. Ama girişe bir de tabela koyacağım: “Elçi, Konsolos, Konsolosluk çalışanı, Konsolosun eski eşi, ailesi, akrabası, 7 sülalesi giremez!” Tam tabelanın karşısında durdukları yere de çizgi filmlerdeki gibi kolu çektiğinde açılan gizli bir kapak! Onlar tabelaya bakarken çekeceğim kolu, hepsi iskeleden suya düşecek! Nihohahahaha!

Şu halime bak yaa! Yazık yaa!!

13.07.2008 / pazar / 18:01 / oda / masa / kucak üstü
/ winamp / SHOUTcast radio / rockradio1 / metallica – master of puppets
/ ev yapımı pizza – meyve suyu
/ pasaport – 2 senelik ingiltere vizesi
– 2 ay önceden schengen vizesi – yeni vize için bir sürü boş sayfa...

3 comments:

msener said...

fab sanırım ilk yorumun benden olacak, havalimanında pasaport ve vize kontrol eden biri olarak yaşadığın olay harbiden trajikomik ama meraklanma ben 14 aylık havalimanı geçmişimde daha trajikomiklerini gördüm, bir sonraki blogumda bunlara yer vermeyi düşünüyordum ki bu blogun beni daha bi gaza getirdi, neyse sağlık olsun sen git gene isveç konsolosluğundan schengen al polonyaya gir bişi olmaz ;)

eso said...

yapma be canım. üzüldüm bak şimdi.
isveç konsoloslugundan deneseydin keşke. şimdi bunlar red verince diğerlerini de etkilio mu?

fab said...

yaa işte mustafa, dürüst davrandık, böyle oldu. bir daha böyle tufaya düşmeyiz tabi. kısasa kısas! resimde anlattığım da oydu işte: "astalavista beybi!" =DDD

esorotik, alamadık vizeyi ya. ama red falan almadım. kafalarını kırarım, ne redi?! sadece başvurumu kabul etmediler. alman konsolosluğundan almanız lazım dediler. işi yokuşa sürdüler yani. hepsi bu. neyse ben ingiltere turuna çıkıyorum. son kararım budur... =)

Related Posts with Thumbnails