Sunday, 2 September 2007

Abdullah “Cumhur” GÜL

İroni nedir arkadaşlar?

Türk Dil Kurumu’nun internet sitesinde bu söz için “1. Gülmece. 2. Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme.” deniyor.

Hemen Ekşi Sözlük’e bakıyorum sizin için. Orada da “kastonulan seyin aksini soylemekten ibaret bir cesit kinaye; insana alay gibi gelen tesaduf” şekline güzel bir yorum gözüme çarpıyor ilk sıralardan. (yazar: cle)

Gerçek hayatta nasıl bir şeydir ironi? Nasıl örneklenir? Mesela zamanında tüm memlekette tütün ve alkol içilmesini yasaklayan delikanlı Padişah 4. Murat’ın sirozdan ölmesi ironiktir. Arkadaşlarımla sürekli olarak kullandığımız şekliyle “şaka gibi”dir. Ölüm karanlık bir kavram olsa da bu haliyle neredeyse komiktir. İroni ya da Türkçe’de muadili olabilecek olan tezat kavramları bir çeşit kara mizah temsilcileridir. Hali hazırdaki tesadüf öyle bir hal almıştır ki “yok artık” dedirtir…

Peki şu son birkaç gündür elimizdeki en ironik olay nedir? Hatta buna ironi2 bile diyebiliriz. İroninin karesi. Duble ironi. Hatta triple belki?..

Tabii ki bu olay taze Sayın Cumhurbaşkanı’mız Abdullah GÜL’den başkasına ait değildir.

Yazının başlığı olan Abdullah “Cumhur” GÜL’ü ben tamamen “ironi” teşkil etmesi için yazmıştım. Sonra Sayın Reisicumhur’umuzun çocukluğundan itibaren geçmişini okurken öğrendim ki Abdullah GÜL’ün 2. adı gerçekten de “CUMHUR”. Hatta kendisi 29 Ekim 1950 tarihinde, bir Cumhuriyet Bayramı’nda doğmuş!.. Araştırmaya başlamadan önce yazıya ironi kavramıyla başlayacağımı biliyordum ama böyle bir silsile de beklemiyordum doğrusu. Tamamen kendi kendime uydurduğum “Cumhur” isminin Sayın Cumhurbaşkanı’mızın gerçek ismi oluşu ve kendisinin doğduğu tarih beni kaderin cilveleri üzerine derin düşüncelere itelemiştir.

Kendisinin geçmişi de beni oldukça şaşırtmıştır aslında. Okumak isteyenler şu linki kullanabilir:
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=27300

Ancak bu şaşırtıcı bilgiler haricinde benim bahsetmek istediğim başka bir ironi mevcuttur. Bu ironi öyle battal boy bir ironidir ki ülkenin kaderini elinde tutmaktadır. Bir çok şeye ışık tutarak hemen her yerin karanlıklar altında kaldığını göstermektedir.


Pek Sayın Cumhurbaşkanı’mız Abdullah “Cumhur” GÜL’ün 1995 yılında Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı iken İngiliz The Guardian gazetesinde Jonathan Rugman ile yaptığı röportajda “Cumhuriyet döneminin artık sonu geldi.” diyerek Cumhuriyet rejimine ne derece bağlı olduğunu açık açık dile getirmiştir. The Guardian gazetesinde yer alan haberde düşülen notta "Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı'nın Cumhuriyet'e karşı tavır koyan sözlerinin, hiç bir yanlış anlamaya neden olmayacak kadar net ve doğrudan olduğuna" dikkat çekilmiştir.

28 Kasım 1995 tarihinde POSTA gazetesinde ÜRPERTEN İTRAF başlığı ile manşetten verilen haberde Abdullah Gül "Türkiye'de Cumhuriyet'in sonu geldi. Kesinlikle laik sistemi değiştirmek istiyoruz." sözlerine de yer vermiştir.

İÜHA (İstanbul Üniversitesi Haber Ajansı) internet sitesinden edindiğim 02.05.2007 tarihli bir haberde o dönemde The Guardian gazetesinin Türkiye muhabiri olarak çalışan Jonathan RUGMAN Abdullah GÜL’ün inkar ettiği 27.Kasım.1995 tarihli röportajın arkasında durarak “Gül, ‘Laik devleti yıkacağız’ demedi, fakat inkar etse de, ‘cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir’ ifadesini aynen kullandı.” demiştir.

Şimdi…

İroni neydi arkadaşlar?

Cumhuriyet hakkında bu şekilde düşünen bir şahsın “Cumhurbaşkanı” olması ironilerin şahıdır, babasıdır, kralıdır! Bu olay tam anlamıyla “şaka gibi” dir. Açıkçası “gülmekten ölesim” gelir. Tüm ülkeye yapılmış kocaman bir şakadır bu. Küçükken ensemize tokadı yapıştırıp “ensen açık kalmış” diyerek kahkahalarla gülen mahallenin daha büyük ağabeyleri gelmektedir gözümün önüne. Benden daha büyük olmayı hak etmemektedir ama maalesef öyle gözükmektedir.

Ve maalesef ki ben gerçekten ensemi açık bırakmışımdır. O tokadı hak etmişimdir. Ey güzel memleketim. Ensene okkalı bir ironi tokadı yemek istemiyorsan o enseyi kapamayı biraz olsun öğren olmaz mı?...

Şimdi; ironi neymiş arkadaşlar?..

02.09.2007 / 12:13 / pazar / ev / bilgisayar / franz ferdinand – matine

kaynaklar:
http://www.denizticaretgazetesi.com/index.php?haber=4828

http://www.flickr.com/photos/kanzuk/474431274/

http://www.istanbul.edu.tr/iuha/?page=template-news/detail&int_Id=833

4 comments:

melisturhan said...

ellerine sağlık sayın Fab!
bunların başımıza gelmemesi için elimizden geleni yaptık. mücadele ettik, ediyoruz, edeceğiz. ancak onlar kadar düzenbaz ve hilekar zenginliğe sahip olamadığımızdan ağzımızın payını alıp oturuyoruz. azınlık olduğumuzun farkına vardım bu sene. ve bu çoğunluk olanlar içindir sözüm...' her ülke hakettiği gibi yönetilir!'...
teşekkürler

erman said...

selam fab.
yazın çok güzel olmuş çok beğendim sana söz verdiğim gibi yorumumu da yapacağım.
güzel araştırmışsın ama bir ingiliz lafı var çok severim bakış acısı (point of view).bence sadece görmek istediğin acıdan araştırmışsın buda doğal şuan bende görmek istediğim açıdan araştırdım. bir ingiliz gazetecinin sözlerine dayanarak yazmışsın yazını doğruluğu belli olmayan sadece posta gazetesinde yayınlanmış ne olduğu okunmayan birde görüntü var elde. ingiliz lere inanıyoruz bize kuzey afrikayı kaybettiren arap yarım adası hakimiyetimize son veren ülkemizin topraklarının büyük bölümünü zamanında ele geçiren ve bizim şehitlerimiz o kanları dökmeselerdi belki onların sömürgesi olarak yaşayacağımız dünyanın en büyük sömürgesi olan bir ülkenin vatandaşının sözlerini kesin doğru diye alıyoruz kabul ediyoruz ve diyoruz ki Gül 'Cumhuriyetin sonu geldi' lafını dedi. laikliğe son vereceğiz.kesinlikle katılmıyorum dostum.
diyelimki o ingiliz söyledikleri doğru o zaman mayıs ayında yayınlanan cnn türk internet sitesinde ingiliz gazeteci ile yapılan röpörtaj diyorki Hayır GÜl laikliğe son vereceğiz demedi 'laiklik anlayışını değiştireceğiz'
bunu da dikkate almanı istiyorum
Point of view

fab said...

Kesinlikle haklısın erman. Bakış açısı. Aynen dediğin gibi, bakmak istediğin yerden bakmışsın olaya.

İngiliz halkından, özellikle tarihteki sömürgeleştirme politikaları yüzünden ben de hazetmem. Ancak burada söz konusu olan bir gazeteci. Kendi etik değerlerim olduğu gibi dünyanın neresinden olursa olsun bir "gazetecinin", bir "habercinin" bu etik değerlere sahip olduğuna inanır ve buna göre davranırım.

Bunun yanında bu beğenmediğin İngilizler bu kadar beğenilmemeyi hakediyorlarsa, neden "sayın cumhurbaşkanın" gidip onlara demeçler veriyor? Neden "sayın cumhurbaşkanın" mevcut hükümetin maşasıyken ve şimdi de cumhurbaşkanı iken İngiliz hükümetine bu kadar yakın duruyor?

Bakış açısı diyorsan, bunları da düşünmek lazım Erman.

Ayrıca yazının içinde de zaten aynen geçiyor. Lütfen tekrar oku: "Jonathan RUGMAN Abdullah GÜL’ün inkar ettiği 27.Kasım.1995 tarihli röportajın arkasında durarak “Gül, ‘Laik devleti yıkacağız’ demedi, fakat inkar etse de, ‘cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir’ ifadesini aynen kullandı.” demiştir." Yani sayın cumhurbaşkanımızın (!) o zamanlar söylediği "laiklik anlayışını değiştireceğiz" cümlesi, "Cumhuriyet'i kaldırıp yerine şeriat getireceğiz." cümlesine kardeş oluyor biraz değil mi? Tabi bu bakış açısından kaynaklanan bir yanılsama da olabilir. Ne dersin?

Şu an öyle bir şey yapamayacaklarını ben de biliyorum. AK Parti hükümeti böyle bir girişime cesaret edemez. Ancak bir zamanların Refah Partisi'nin amacı buydu ve bu sebeple alaşağı oldular. AK Parti'nin de bence en tehlikeli yanı, bunu bu kadar gözönünde yapmayacak kadar zeki olmalarında yatıyor. Böyle bir adamı cumhurbaşkanı (!) seçtirebilmelerinde yatıyor.

Tabii bu benim bakış açım... Elbette kaynaklarıyla, gerekçeleriyle birlikte.

Teşekkürler.

dicle said...

Şimdi yazıyı ve ardından yorumları okudum da. Erman'a lafı öyle bir geçirmişsin ki! Maske filmindeki bir sahne geldi gözümün önünede, Jim Carey adamın donunu arkasından çekip adamın kafasına geçirirdi hani? Erman'ı öyle gördüm bi an. Seni de yeşil maskenle gülerken hayal ettim. =S

Related Posts with Thumbnails