Showing posts with label karanlık sokak. Show all posts
Showing posts with label karanlık sokak. Show all posts

Wednesday, 30 June 2010

Illustration Friday - Satellite

This week's topic at Illustration Friday is "Satellite". I didn't have time to do any fresh illustrations but I didn't want to miss out this chance to post some of my old drawings as I'm very much a "moon person" and I love the following drawings.

Here they are:


This one was illustrated for a short story of mine which was inspired after an injury I had back in 2005. The original story is in the following link but it is in Turkish...

 http://fablamaca.blogspot.com/2007/12/karanlk-sokak.html

Following illustrations are from the same short story I wrote in 2008 and it was inspired by one of my dreams (maybe a nightmare) about the bad things happening in my country (Turkey) and a lady was telling me it was about to be too late... Again you can visit following the link to see the original story but it is in Turkish...


http://fablamaca.blogspot.com/2008/05/ayn-anda-benim-lkemde.html


So that's it for this week's illustraions.

Thanks for watching!

Sunday, 30 December 2007

Karanlık Sokak

Karanlık sokak! Aslında o kadar da karanlık değil ama saat gece 03:00 civarı. Psikolojik olarak karanlık…
 
Topallayarak yürüyorum, cebimde günün hasılatı. Zaten zor günler, ya bu paranın başına bişi gelse?

- Onu korurum!

Sen mi? Nasıl?

- …

N’aparsın?

- Kaçarım!

Bu bacakla mı?..


Önceki akşam. Saat 22 civarı. Samatya sahili, halısaha.

3 haftadır rakipten oynuyorum. İlk haftaki inanılmaz performansım bu takıma transferimi sağlamıştı. Arkadaşlarıma karşı daha hırslı oynuyordum. Yolda gelene kadar arkadaşlarımın tahrikleri de durmuyor.

Ve dolunay! Bazen insanlara farklı şeyler verir dolunay. Güç, hırs… Kurt adam hikayelerinin doğuş noktası.

Dolunayın verdiği güç fazla geldi belki de bana? Rakip kale, sahanın tek giriş kapısının olduğu kenarda, caddeye ve tesislere yakın. Biz deniz tarafındayız. Sol tarafımda 2. bir ikiz halı saha. Sağ tarafımda ağaçlık ve uzayan sahil şeridi. Bi kaç kişi masayı kurmuş, içiyor… Dolunayın herkes için anlamı farklı…

Dolunay arkamda. Kulağıma bir şey fısıldamak isterse sol kulağıma yakın. Kaleyi cepheden gören bir noktaya, soldan sağa doğru atak yapıyorum. Topu sağ ayağımın dışıyla ortadaki boşluğa doğru çıkarıp, yıldırım gibi düşüyorum peşine. Artık ceza sahasının dışında, kalenin karşısındayım. Karşımda tek bir rakip, beni oyuna çağıran eski takım arkadaşım. En çok onlara göstermeliyim kendimi. Bomboş pozisyonda bizim forvet, sol kanat da boş…

Ama dolunay fısıldıyor kulağıma: “Şut çek! At golü!”

- Hayır!

“ŞUT ÇEK!”

Hırsım baskın. Bomboş pozisyona vermiyorum pası. Tüm gücümle asılıyorum topa. Hatta daha fazlası var sağ bacağımda. Gerilen sağ ayağım öne doğru fırlıyor ve top kaleye doğru ayağımdan ayrılırken, vuruşun gücüyle iki ayağım da havalanıyor yerden. Arkadaşımın baldırında patlıyor top, bari gol olsa…
Hemen arkasından sağ ayağımın üzerine iniyorum ve…

“TAK!” ediyor bir şey dizimin içinde! Kırılmaz kırılıyor. Tüm bu 2 saniyenin son çeğreğinde bağırarak yere yığılıyorum. Normal gücümün fazlasına, çok değil birkaç ay önce Uludağ’daki snowboard kazasında sakatlanan dizim dayanamamıştı…

Keşkeler halay çekiyor beynimde:

Keşke pas verseydim.
Keşke plase vursaydım.
Keşke topa bassaydım.
Keşke çalım atsaydım.

Keşke gol olsaydı… (Attığım en pahalı gol…)

Her halısaha sakatlığı gibi, önce inanmıyor insanlar. Şut kaçarsa sakatlandım ayağına yatar çünkü herkes. Bir çeşit yalancı çoban geleneği. 4. sınıf tıp öğrencisi 2 arkadaşım da yerden kaldırmaya çalışıyor. “Kalk bir şey yoktur. Bas üstüne.”

Diğer bir yaygın gelenek, sakatlanan kişinin kaleye geçmesi. Tekrar deniyorum dizimi, bu sefer kalede. Topa yükseliyorum, iniyorum… ve yerdeyim. Bu sefer ses biraz daha farklı “KATIRT!” Maçın sonu. Sadece maçın mı acaba?..

Gene psikolojik karanlık sokak. Kaçamazsın, dövüşemezsin. 

Paranoya alır yürür. Her kedi hırsız, her geçen gangster. Sanki Mordor’a giden yolda her an görülebilirim. Çaresizliği hissediyorum. Tadı moral bozuyor, acı ve ekşi…

Hep koştum ben. Güvenirdim bu özelliğime ama geçici olarak servis dışıyım.  

Bacağı kırıldığı için vurulan atı anlıyorum bir an. Çünkü at bunu ister…

Eve varıyorum. Kötülük aksayan bacağımı fark etmedi bu gece. Derhal iyileşmeliyim. Kötülükle savaşmak için değil, kendim için…

Doktor : Küçük bi yırtık, menisküs. Kendi geçer…
Ben : Ohh!

23.11.2005 / 01:43 / Çarşamba / ev / yatak

NOT 1: Aradan 14 ay geçmiş bu yazıyı yazalı. O gerzek doktorun aksine 1-2 hafta önce gittiğim Çapa Tıp Fakültesi’ndeki doktor: “Abicim ön çapraz bağı koparmışsın…”
Ben: “Hadi yaaa?!”

NOT 2: Bugün 25 ay olmuş. NOT 1’i yazdıktan sonra askere gittim. Sakatlığım orada da nüksetti çok geçmeden ve ameliyat oldum. Ameliyat olalı 21 ay geçmiş. Yeniden halı sahalardayım. Artık iyiyim. Sokak artık daha aydınlık…

30.12.2007 / 11:20 / Pazar / ev / bilgisayar
Related Posts with Thumbnails