- Ben böyle rüyanın mnakoym e mi? İngiltere'de Au Pair olabilmek için vize başvurusu yaptım Ankara’da, geri dönüyorum. Gece otobüste uyumuşum. Artık nasıl kafaya taktıysam, rüyamda pasaportumun geldiğini görüyorum. Vize vurulmuş mu derken ne göreyim? Pasaport açık, vizenin vurulacağı sayfa dimdik duruyor ayakta. Masa üstü takvimi falan gibi bişi sanki. Vize sayfasının üzerinde de nal kadar bi asma kilit! Bi de biletiniz satıldı diyo altında. Benim uçak biletimi de başkasına satmışlar. Artık bilinçaltı nasıl allak bullak olduysa? Güya benim gelmemem için her yola başvurmuş, pasaporta kilit vurmuş adamlar. Rüyalar tersine çıkar demek istiyorum. Bir de nasıl gümbür gümbür geliyorsam artık, adamlar üst düzey güvenlik önlemleri almış. Sevinmem lazım sanki biraz. Hani Çin Seddi, Çinliler’in azmini gösterdiği kadar, Türk’ün saldığı korkuyu da temsil eder ya? Onun gibi. (Biraz züğürt tesellisi mi oldu ne?) Gerçi rüyada böyle düşünmüyorum. “Dava edicem şerefsizleri! Tazminat davası açıcam! Hakarettir bu!” falan diye bağrınıyorum. Otobüste aynı sinirle uyandım. Muavin yakınlarda falan olsa tartaklıcam nerdeyse. Nal gibi asma kilit yaa! Metalik, parlak, İngiliz işi böyle. Gözümün önünden gitmiyo şerefsizim! (Ama şu an 1 aydır İngiltere'deyim ve bu yazıyı İngiltere'den yayınlıyorum, ironiye gel! Eheuheuheheu diye gülmekten kendimi alamıyorum. Tüm bu resimleri ben çektim ehuhehehuehhe!)
- Londra'da, Oxford Street'de yürürken 73 no'lu otobüsü görmem ve "Aha Florya otobüsü!" diye atlamam... (73 Florya mıydı, Şirinevler Metro muydu yav?..)
- Buraya ilk geldiğim hafta Royal Tunbridge Wells'de Westfield isimli büyük bir alışveriş merkezi zincirine ait Royal Victoria Place alışveriş merkezine gitmiştim. Çok şik ve güzel bir mekan. Bir sürü büyük mağaza ve cafe var içeride. Ayrıca burada yürüyen merdivenler de çok zevkli! Çünkü dişi nüfusun büyük çoğunluğu dekolte giyinmeyi seviyor! =)
Burada otobüsler ve trenler zamanında geliyor! Tabeladaki saatleri görmeniz lazım. 13:10, 14:40 falan değil. 12:06, 13:17 şeklinde. Dakikası dakikasına! Ve geliyor da otobüs. Çok acayip! Hem Londra'dan da bahsetmiyorum otobüs derken. Mayfield ve bu civardan bahsediyorum. Buralar East Sussex olarak geçiyor aslında. Taşra yani. Gel gör ki deli gibi pahalı. Buradan Çapa-Taksim kadar bir mesafedeki Royal Tunbridge Wells'e gidiyorsunuz; gidiş dönüş otobüs bileti 5 pound! 12-13 Lira yani. 12-13 Lira'ya ben tüm İstanbul'u gezerim, boğazda tur da dahil. Çapa-Taksim arası otobüs 1,30 Lira, dolmuşlar da 1,85 Lira idi ben bıraktığımda. Yani 8-10 kat daha pahalı burada yolculuk. Zira Londra'ya giden trenler de öyle. Hava alanından Piccadily Circus'a yaptığım ilk metro yolculuğumda Oyster Card alıp 7 pound falan ödemistim sanırım bilet için. Geçenlerde de "Young Trail Card" dediklerinden aldım, içine 10 pound koydum, istediğim kadar gezebiliyorum tüm gün. Çok kullandıkça kar edebiliyorsunuz biraz ama gene de epey pahalı. Bilmek, ögrenmek gerek. Yoksa elin gavuru gözünün yaşina bakmıyor...
- Mayfield, High Street'de yürüyorum. Baktım amcanın biri büyükçe bir arabayı iki arabanın arasına park etmeye çalisiyor. Bir ileri, bir geri. Aklıma ne geldi dersiniz? "Gel abi gel, gel, gel, gel! Sağlı gel, sağlı! Gel öyle! Gel serbest burası gel! Gel, gel, gel, gel, hooop! Tamam topla şimdi, topla, topla, topla, topla..." Ehehehehe! Şu Türkler yok mu? Çılgın Türkler! =)
- Schengen Vizesi almak için İsveç (Sweden) Konsolosluğuna, Londra'ya gittim. Elimde maps.google'dan harita çıktıları. Neyse vardım sokağa. Bir an elimdeki adresin olduğu yerde Switzerland Embassy tabelasını gördüm. 2 gündür bu hatayı yapacağım günü bekliyordum zaten. Stokholm'e gideceğim aslında. İyi de Stokholm neredeydi? Sweden, İsveç mi demek? Peki İsviçre? Hangisi Schengen ülkesi? Switzerland neresi öyleyse? Hangisinin futbol takımı iyiydi? Henrik Larsson nerede oynuyordu? Bayraklardan hatırlasana oğlum!
Neyse bu kafa karışıklığıyla gittim sonunda kapıya, adres doğru sonuçta. Herhalde ben isimleri karıştırmıştım. Zaten coğrafya bilgisi berbat, doğal yani. Switzerland olmalı benim gideceğim yer. E iyi de onlar Schengen'e üye değil? Ben Schengen'e başvurmak için evrak topladım! Çok fena sıçtım! E hostel ayarladık bi de? Ya da sadece yanlış adrese geldim. Hassiktir diğerini nasıl bulcam şimdi? İnternet de yok?!
Her gıcık konsolosluk gibi kapı kilitli. Ben kapıyı zorladıktan ve ulan napcam acaba diye etrafıma bakınırken bir ses peydah oldu: "Mey ay help yu?" "Ne istiyosun?" diyo heralde. "Şengen mengen" dedim. "Biz tanımayız, bilmeyiz." dedi. Yaa aslında hakkını yemiyim, sesin sahibi çok iyi biriydi. "Ben bi isim hatası yaptım galiba?" dedim. Bana "Sividişe mi gitcen sen?" dedi. Ben de "He gurban." dedim. "Caddeyi geç, sağa dön, 15 m yürü." dedi. Meğer 2 bina karşi karşiyaymış! Ben doğru haritayı çıkarmışım ama köşeyi dönünce küçücük bir tabelası olan İsveç konsolosluğunu es geçip, ilerideki İsviçre Konsolosluğuna gelmişim. E karışma potansiyeli bu kadar yüksek iki ülkenin konsoloslukları karşi karşiya konur mu? Bence bilerek yapıyorlar! Akşam iki konsolosluğun güvenlikçileri "bugün ne şaşkolozlar geldi bi bilsen" diye hikayeler anlatıp kahkahaları patlatıyorlardır en yakındaki pubda biralarını tokuştururken...
Burada bir beğendiğim olay da pub kültürü. Küçük-büyük, lüks-salaş her çesit pub var. Genelde gidip bira içtiğin rahat mekanlar. Herkes sohbet muhabbet. Bazılarında çok başarılı ve geleneksel yemekler de var. Mayfield başlıklı yazıda bahsetmiştim The Middle House'tan. Bir de dikkat ettim, isim olarak şunun kolları, bunun kolları tanımlamaları çok kullanılıyor. Mesela Carpenters Arms (Marangozun Kolları), Blacksmith Arms (Demircinin Kolları) gibi. Hani kollarıyla sizi sarıp sarmalar gibi, sıcak bir ortam. E öyle de hakikaten. Burası İngiltere olduğu için pubda insanlarla maç izlemek çok keyifli. Bira fiyatları da gayet iyi. Tuttum ben bu pub olayını. Bizim meyhane ortamını aratmıyo işte... Üstelik sadece erkeklerle dolu değil! =)
- Fatih Mıstaçoğlu, İngiltere'den bildirdi! Saygılar, sevgiler, patlıcanlar Türkiye!
/ heineken - cherry domates
/ björk - isobel
