
5 gün içerisinde hava alanında aynı kapıdan çıkan Orta Asyalı doktorlar, İskandinav dilberler, uzak doğulu turistler, Türk aktör ve aktrisler, askerden gelen oğlunu hasretle sarılarak karşılayan Elazığ’lı aileler, tekerlekli sandalye, oksijen tüpü ve sağlık görevlisi eşliğinde uçaktan inen yaşlı insanlar, karısını, çocuğunu, sevgilisini, annesini, halasını, amcasını, metresini, yasak aşkını ya da sadece annesini, babasını bekleyen binlerce farklı insan gördüm. Binlerce farklı insanın, kendine ait binlerce farklı hikayesi, o binlerce farklı hikayenin içinde binlerce farklı insan daha vardı. Varyasyonların sınırı, ucu, sonu yoktu…
Ardından Swiss Otel’e geldim ve daha başka bir dünya ile karşılaştım. Her türlü farklı iş için, farklı farklı cafcaflı kıyafetler giymiş çalışanlar ve onların hizmet ettikleri belli ki varlıklı insanlar ve hepsinden bağımsız ve alakasız ben, bir aradayız…
Tam “dünya gerçekten küçük ve oldukça sıkışık bir gezegen” diyecekken, dün akşam “Norveç”teki maçlarını izlediğim “Türk” Milli Futbol Takımı otele giriş yaptı. Fatih Terim, Oğuz Çetin, Metin Tekin, Haluk Ulusoy, Volkan, Rüştü, Gökdeniz… Ya Dünya gerçekten küçük ya da daha fazla üremeyelim diye şimdiden öyle bir imaj yaratıyor gözümüzde ve bunu daha çok insan fark edebilsin diye de beni kullanıyor…
Hepsi birbirinden farklı milyarlarca insan, yüzlerce millet, binlerce farklı tabaka ve sosyal statüden birey, “koskoca” dünyada “dip dibe” yaşıyoruz. Birbirimizin çok ayrık ve farklı dünyalardan olduğu yanılsamasına düşmüş, hepimizin bir bütünün parçası olduğumuzu göremiyoruz. Belki de sırf bu yüzden terörle uğraşıyor, silahlar üretiyor, satıyor, satın alıyor, savaşlar veriyoruz. Gerçeği görmemizi engelleyen, gözlerimizin önündeki perdeler: Farklı bakış açıları…
Kalabalığın içinde sırt sırta gelmiş iki adam. Biri kuzeye, biri güneye bakıyor diye birbirilerini farklı sanıyorlar. Halbuki götleri birbirine değiyor…
Ve ben tüm bunları kafamda toparlamaya çalışırken, hiç tercihim olmadığı halde takım elbiseyle Swiss Otel’in lobisinde oturmuş son transferimi bekliyorum ve sol kulağımdaki tek tarafı kopmuş mp3 oynatıcımın kulaklığında çalan Starsailor’dan Poor Misguided Fool’un rock ezgileriyle ritm tutarken, sağ kulağımı geniş lobinin diğer ucundaki kızıl saçlı hatunun çaldığı piyanonun tiz sesi dolduruyor.
Ve “Suriyeli” doktor Hossein Mustafa, “Türk” olan benimle “İngilizce” konuşuyor…
18.11.2007 / 19:16 / pazar / swiss otel bosphorus / lobi / defter
/ starsailor - poor misguided fool
resim: fab
