Showing posts with label Baba. Show all posts
Showing posts with label Baba. Show all posts

Monday, 16 June 2008

Tebrikler: ANNE OLDUNUZ!

Anne oldum ben! Valla bak!..

Hiç de haberim olmadı. Bi baktım, anneyim! Belirtilerin çoğu mevcut…

...

“Anne olmak”, fizyolojik anlamını çoktan aşmış ayrı bir kavram. Anne dediğin şey, bir çeşit süper kahraman gibi bişi zaten. Süper kahramanları nasıl biliriz? (İyi biliriiiiiiz! Aman çok komik!)

Süper kahramanların, olamayacak işleri yapabilmek için özel güçleri vardır. Kimisi uçar, kimisi zamanı durdurur, kimisi ateşe dayanıklıdır, kimisi çok güçlüdür… Diğerleri (normal insanlar) bu görevleri başarmaktan çok uzakken onlar kolayca yapıverirler. Ayrıca süper kahramanlar sorumluluk sahibidir. O sorumluluğu almayı kabul ettikleri için kahramandır aslında onlar. (Örümcek adamımız Peter Parker’ın amcası ne demişti ona ölmeden önce: Büyük güç, büyük sorumluluk getirir…) Son olarak süper kahramanlar alçak gönüllüdür. Onlar bu güçlere zaten sahiptir ve bunları iyilik için kullanıyorlardır. Kim olsa aynısını yapacaktır. Bunda büyütülecek bişi yoktur.

Anne dediğin de aynen böyle bir süper kahraman. Artık bi şekilde o şekil değişiminden sonra nasıl oluyorsa bazı güçler vücutta bitiveriyor. Gündelik hayatın süper kahramanları onlar!

Mesela:

- Çalışkanlar: Düşünün annenizi. Siz yemekten sonra öyle ayı gibi sofradan kalkıp giderken onlar önce sizin yemeğinizi bitirmenizi bekliyorlar. Sonra bulaşıkları hallediyor, masayı temizliyor, tezgahı topluyor, artan yemekleri dolaba kaldırıyorlar. Lavaboyu temizleyip bırakıyor, çöpü çıkarıyor, öyle mutfaktan çıkıyorlar…

- Düşünceliler: Hiç bir noktayı atlamıyorlar. Her gün ne yemek yapsam da çocukları doyursam diye kafa patlatıyorlar. Doktor randevunuzu, tenis yada gitar kursunuzu, okuldaki müsamerenizi unutmuyorlar. Sabahları hergün zamanında kalkıyor, sizi okula yetiştiriyorlar. Kıyafetleriniz temiz mi değil mi diye bakıyorlar, yıkıyorlar, katlıyorlar, dolabınıza koyuyorlar.

- Güçlüler: Çok acaip kaslarında çok gizli güçler saklıyorlar. Belki siz net olarak annenizden daha fazla ağırlık kaldırabiliyor gibi gözüküyorsunuz ama pazara giden anneniz 4 kilo patates, 3 kilo elma, 2’şer kilo portakal ve mandalina, 4-5 ayrı torbada karnıbahar, patlıcan, kabak, domates ve soğanı 2 saat boyunca taşıyabiliyor. Torba ellerini kesmiyor, yoruldum diye de söylenmiyorlar. Sadece bu kadar da değil! Eve geldiğinizde pat diye salondaki koca koca koltukların yer değiştirdiğini, televizyonun sehpasıyla birlikte öbür köşeye taşındığını görürsünüz. Peki hiç katılaşana kadar yumurtanın beyazını çırptınız mı? O zaman anlarız ne kadar güçlü olduğunuzu…

- İkiden fazla el ve kola sahipler: Sizi okuldan almaya geldiklerinde verdiğiniz çantanızı, montunuzu, önlüğünüzü, futbol topunu, öğretmeninizin teslim ettiği bitki deneyini, gelirken aldığı bir kaç poşet meyve-sebzeyi ve kendi çantalarını her nasılsa taşıyabiliyorlar! Çok acaipler!..

- X-ray ışınlı gözlere sahipler: Duvarların olmasa bile yastıkların, kenara attırılmış pantalonun, koltuğun, perdenin arkasını görebiliyorlar. Bir türlü bulamadığınız ve onun yüzünden geç kaldığınız güneş gözlüğünü sizin odanızda, sizin yastığınızın altında hiç aramadan bulabiliyorlar. Kaybolan anahtarlarınızın yerini sanki onlar kaldırmışçasına “aynanın önündeki mavi makyaj kutusunun arkasında” diye söyleyiveriyorlar. Kaybolan uzaktan kumandaları bulmak konusundaki becerilerini hiç söylemiyorum bile…

- Ultra süper sonik kulaklar: Anneler herşeyi duyar, herşeyi bilirler...

- Ateşe ve soğuğa dayanıklılar: Tavadaki cozur cozur kızaran köfteleri elle çevirmek mi dersin, kaynayan tencereyi bez kullanmadan alıp kenara koymak mı dersin, yoksa kaynar suda bulaşık yıkamak mı? Annesi tarafından leğende yıkanan oldu mu hiç aranızda küçükken? Su kazanda kaynatılırdı hani? Maşrapayla dökülen su sizi hep yakar ama onların elini asla…


Elbette daha çeşit çeşit özellikleri var. Bunlar en belirginleri. Ayrıca kimliğini gizleyen her süper kahraman gibi onların da yakayı ele verdikleri noktalar var:

- Çocuk: Elbette en belirgin özellik. Yanında bir velet varsa onun anne olduğunu anlayabilirsiniz genellikle…

- Soğan-sarımsak kokusu: Ellerde soğan sarımsak kokusuyla karışık bulaşık deterjanı kokusu. Sürekli yemek yapmaktan ellere sinen bu koku asla gitmez ve tarafımdan “anne kokusu” olarak adlandırılır.

- Sabır ve sevecen davranışlar: Normalde ağzına bi tane patlatacağınız yaramaz veledi sevgiyle eğitmeye çalışıyorsa biri, annedir o!..

- Fedakarlık: Daha ne olsun? Kendi hayatını size vermiş, size yaşatıyo. Onlar da kenardan hayata dahil oluyo sizin müsade ettiğiniz kadar…

- Süper güçler: Ayrıca yukarıda sıraladığımız süper güçlere nail kimseler zaten kendilerini anne olarak açık etmişlerdir…

...

İşte böyle oldu! Ha şimdi ben ukalalık yapıp benim de süper güçlerim var falan mı diyorum? Hayır, yok öyle bişi! Bazı belirtiler bende de belirince empati oluverdi kendiliğinden.

Sadece diyorum ki, bu çok geniş ve çok yüce bir kavram. Gel gelelim neredeyse 4 aydır 6 yaşında bir çocukla yaşıyorum ve ömrü hayatımda annemden en uzak olduğum şu aylarda kendimi anneme hiç bu kadar yakın hissetmemiştim. Hiç bu kadar güçlü bir empati kurmamıştım. Benimle ve ablamla işinin ne kadar zor olduğunu anlamamıştım. En azından benim için ne derece önemli bir görev üstlendiğini anlamamıştım. Hep takdir etmiştim ama görüldüğü üzere gerçekten anlamamışım.

Ha anneleri bu kadar övdüm de babalar da konu mankeni değil elbette. O da ayrı bir olgu, varlığına ihtiyaç duyduğumuz. Her iksininin de ayrı görevleri var icra ettikleri. Ben evin içinde bu kadar eşelendiğim için olacak ki annemle derin bir empati kurdum. Babamın da yeri ayrı. Onu da anlayacağım günler gelecek elbet… =)

Sabahın köründe Max tarafından kayıp uzaktan kumanda için uyandırılıp, kayıp kumandayı elime gelen ilk yastığın altında bulduğumda, sıcak suyun, tavada pişen “pancake”in elimi eskisi kadar yakmadığını gördüğümde, okuldan eve dönerken sürekli eli kolu dolu yürüyenin artık ben olduğumu farkettiğimde ve kaslı gibi görünen kollarım alışveriş torbalarıyla kopma noktasına geldiğinde hep ufak tefek annem geldi gözümün önüne. Bir de o yumurtanın beyazını çırpamadığımda!

Satmışım Spiderman’i, Batman’i, Superman’i! Benim süper kahramanlarım varsa yoksa annemle babam! Herşey için çok teşekkürler benim canlarıma!

Ayrıca bu vesileyle babamın “babalar günü” de kutlu olsun. Annemin de çoook geçmiş anneler günü!

Tebrikler, oğlunuz anne oldu!

Yazıya emeği geçenler:
Annem: Fahriye MISTAÇOĞLU
Babam: Nihat MISTAÇOĞLU
Velet: Maxy Daxy

16.06.2008 / 13:41 / pazartesi
/ mayfield / oda / kucak üstü / yeni antika masam
/elma suyu - su - kuru yemiş
/ robie williams - feel

resim: süper anne - fab

Monday, 26 November 2007

Beyaz Melek – Önyargı’nın Sırası Değil!..

Ben hayatımda böyle ters köşeye yatmadım. Böyle şaşırmadım.

Mahsun Kırmızıgül. Bildiğimiz Mahsun Kırmızıgül işte. Ama öyle değil. Öyle pek de bildiğiniz gibi değil yani. “Yıkılmadım Ayaktayım!” ya da “Bebeğim Benim!” değil. Bunları bekleyerek gittim Beyaz Melek’e. Ön yargının ne kötü, ne çirkin ama bünyeye ne tatlı bişi olduğunu gördüm.

Kime sorsan “Ön yargı kötü bişidir! Kitabı kabına göre almamak lazımdır! Ön yargı, insanın, kendine yakışmayanı giymemesidir! Bıdı bıdı bıdı!” gibi bir sürü kalıp cümleyle dikilir karşına. Gene de ön yargı tatlı gelir bünyeye. Bilinçaltımızın önüne dizilmiş, dizi dizi filtreler, bizi gerçekleri olduğu gibi görmekten alıkoyar. Kültürel baskılar, tabular, arkadaş çevrenizdeki genel görüşler oluşturur bu filtreleri ve kaynağından olduğu gibi çıkıp gelen veriler bu filtrelerden geçerken başkalaşır. Çoğu zaman da giremez içeri. Bu nedir? Bu, “ön yargı” denen şeyin mekanizmasıdır.

Şöyle ki: Sen rock müzik sevmektesindir. Rock müziğin TV’deki adresi Dream TV’dir. TV’de bir de Kral TV vardır. Kral TV kırodur. (Çoğunlukla da öyledir.) Mahsun Kırmızıgül de türkü söyler. Türkü kültürümüzle alakalı olduğu için benim bünyede aslen sevilir ancak genelde hitap ettiği kitleye bakılaraktan yüz çevrilir. Ehh alınacak, gücenecek bişi yok, varoş kesimle pek uyuşmamaktayızdır. Onlar kendi halinde, biz kendi halinde yaşamaktayızdır. E Mahsun da gider Kral TV’de klip yayınlar. Sonuç nedir? Biz Mahsun’a dönüp bakmayız.

Sonra n’olur? Türkücü kimliği kesin ve kati olduğu halde dinlemediğin adam “Senaryo yazdım, film yönettim, yetmedi başrolünde oynadım!” der. Ehh zaten bende bir üst paragrafta belirttiğim bir sürü filtre var bu adamla ilgili. Geçemez filtrelerden.

Sonra ablamlar bu filme gitmek ister. Beni de çağırır. Ben de beleş sinemayı kaçırmam. Ama öncesinde evde annemle mercimek çorbalarımızı kaşıklarken “Başka film yok muymuş gidecek?” diye söylenmeyi de ihmal etmem. Kalkar yarım saat sonra ki filme de yetişirim Atlas Sineması’nda.

İlk 5 dakikasını kaçırarak yetişiriz filme anneyle. Beyaz perdenin karşısındaki ilk dakikalarda bile surattaki ve bünyedeki “Bakalım n’apmış bu terez?” ön yargısı değişmez.

Ancak sadece birkaç dakika sürer. Film ilerlemeye başladıkça “Ulan? Ulan?! Kaptırıyorum kendimi ulan! Aha gözyaşı bu! Ağlattı ulan herif!” şeklinde değişmeye başlar görüşler. O gözyaşı, gözünün önündeki filtreleri önüne katıp, yanaktan aşağı sürükler. Kurtulduğun ön yargıların hafifliğiyle filme kaptırırsın kendini. 2 saatlik film bittiğinde sen hala izlemek istemektesindir.

Mahsun Kırmızıgül, harika bir konu yakalamış, yetinmemiş bunu senaryolaştırmış, üstüne bunu yönetmiş ve bir de kendine çok uygun bir rol bularak hakkıyla oynamış. Biz anca utancımızla “Helal olsun!” diyebiliyoruz…

Türkiye’deki huzurevlerini, içerideki hüznü, acıyı, yaşlılara yapılan işkenceyi göstermiş. Ardından da doğuda bunun böyle olmadığını, anne babaya saygıyı, sevgiyi göstermiş. Biz kendimizle övünüp duran batılıların ne derece yozlaştığını göstermiş.

Filmin bir yerinde kadın karakterlerden biri “Analar, babalar küçücük evlerine, küçücük yüreklerine, onlarca torun çocuk sığdırırken, evlatlar koca koca apartman dairelerine, villalarının bir köşesine yaşlı ana babalarını sığdıramadılar. İşte bu yüzden var bu huzurevleri.” şeklinde bir açıklamada bulunuyor; doğudan babası için gelmiş ve daha önce hiç huzur evi görmemiş olan şaşkınlık içindeki Reşat’a. (Bunun üstüne bişi denmez…)

Hikayeyi daha fazla anlatmanın alemi yok. Gidin izleyin işte. Ama benim bahsetmem gereken birkaç nokta daha var.

Mahsun belli ki bu işe girişmeden önce çok çalışmış. Boş bir temel üzerine gitmemiş, alt yapıyı sağlamlaştırmış. Sinema dilini anlamış. Kurguda hata yapmamış. Hikayenin gerçekçiliği ve masalsılığı arasında dengeyi çok düzgün kurmuş. Oyuncu seçiminde harikalar yaratmış. (Yıldız Kenter ve Erol Günaydın, Türkiye’nin en melek yüzlü insanlarıdır kanımca. Bir de rahmetli Adile Naşit. Birkaç nadide isim daha geliyor aslında aklıma…) Ve son olarak da harika resimler sığdırmış filmin içine. Tuz Gölü ve Diyarbakır’da cirit oyunları oynanan sahne bunların başında gelir. Mükemmel manzaralar, çok güzel açılar vardı. Mahsun doğunun temsilcisi olarak, elindeki malzemeyi iyi değerlendirmiş.

Ben filmde hata bulamadım. Sinema yorumcusu falan değilim ama izleyicisiyim kardeşim! Önemli olan benim zevkimi tatmin etmek değil mi? Ben filmde hata bulamadım. Bulmak da istemiyorum. Zira çok duygusal, içinizde bir şeyleri harekete geçiren bir film izledim. Ben film arasında annemi öpüp sarılma ihtiyacı hissettim. “Biz sizi asla bırakmayız!” demek istedim. Anlayın işte…

Ben ön yargılı davrandığım için Mahsun Kırmızıgül’den özür dilemek istiyorum. Ne yaparsak yapalım, daha gözümüzün önünde binlerce filtre var. Temizleyip atamayacağız hepsini ama Mahsun kendine ait olanları silip süpürdü bu filmle. Bundan sonra biri gelip bana “Mahsun film çekmiş abi!” dediğinde tek diyebileceğim “Doğrudur abi!” olur. Mahsun Kırmızıgül’ü, Sarp Apak’ı, Yıldız Kenter’i, Erol Günaydın’ı, Nejat Uygur’u, özellikle Arif Erkin'i ve tüm ekibi tebrik ediyorum.

Filmin sonunda Türkiye’de yüzlerce huzurevi olduğu ve bunların %80’inin batıda olduğu; doğudaki huzurevlerinin barındıracak yaşlı insan bulamadıklarından dolayı kapandıkları hakkında bir yazı var. Mahsun Kırmızıgül, gerçekten de huzurevi denen kavramı ilk olarak İstanbul’a geldiğinde öğrenmiş. Burada çok önemli bir nokta var!..

Filmden sonra eve geldik. Açtık televizyonu. Ana?! Ata Demirer’in Hacı Yatmaz programında konuk, Beyaz Melek ekibi! Mahsun’a şöyle bir baktım. Bayağı düzgün, başarılı bir adam. Gözümdeki filtreler sökülüp alınınca nasıl rahatladım, nasıl hafifledim anlatamam.

Size de tavsiyem, gözünüzün önündekine iyi bakmanız. Gördüğünüzü sandığınız her şeyi, tam manasıyla görmüyor olabilirsiniz…

Tüm anne ve babaların ellerinden öpüyorum;
fab

26.11.2007 / 16:32 / ev / bilgisayar
/ paramore – fences
/ tabakta ala turca ofis 3-5 / fincanda çay, süt, bal, tarçın

resim 1: www.beyazmelek.com

resim 2: fab

Related Posts with Thumbnails